A Love Story

INTRO

Now I’m starting to understand what’s going on in my brain.

It’s telling a story.

Not everyone is meant to understand. Some are meant to fade away. Those who do understand will find the path.

I used to be against social media. Now I love it, because I finally get it. It’s not just random bs. It’s people telling stories, some intentionally, some without even realizing it. It was weird for me coz I’ve got used to read stories in an order. My brain was wired this way.

So I rewired it.

This is a story formed like a puzzle. The pieces are all around. You can’t just jump to the end. You have to collect all the pieces and put them together. When you’re capable of doing that, then you’ll understand.

You can’t fight back with weapons, they have more weapons. It’s nonsense to scream on the streets, their voice is louder. You can’t defeat your enemy with its own weapons.

But no weapon has yet been invented that can fight a good story.

Just like he said: “We have taken our inspiration not from the heavens or the unseen, but directly from life itself.”

If the host starts to rot, then it’s time to get rid of it. It means it’s time to molt.

Violence is their playfield but dreams are ours. They’re already stepped into our territory, but they’re not good enough. They don’t know how to navigate.

Even light cannot escape the gravitational pull of a dense mass. A good story is like that too. Even if it bothers you, you can’t escape; you’ll be curious; once you’re in the spiral, there’s no escape. The only way is for an even denser mass to approach.

So, let’s see whose story is better.

Welcome to the fractal, THE FRACTAL OF THE STORIES!

Life always finds a way.

Yes, this is a start of another mania episode. But this time I won’t let them block it with the pills, I’ll try to finish the story. So probably I’ll start to lose it in a point, warn me. This is why I need an observer. It’s hard to navigate by your own. The wave is strong.

Security has always been an issue when transmitting data. But if you have nothing to hide, then you don’t need it. So, if there’s no password or even lock, how can you protect the door?

You build the smallest door you can fit through, but the monsters can’t.

Every story needs a main character. And everyone is the main character of their own story. It’s harmless when you dream about being a famous singer or some sort of magical figure while you’re falling asleep. But dreamland is limitless, and if you go deeper, at some point you’ll want to see everything. We’re Homo sapiens. We’re greedy. We want everything. We want to be God.

Most people don’t go that deep because they just wanna have some fun. But some of us are looking for meaning. That’s why we won’t hesitate to dive deeper. This is when it becomes dangerous. This is why you hear about people calling themselves prophets, gods, or some other divine beings. This is why they end up in a mental hospital. They’re fine. They just went too deep.

When you start dreaming, your brain won’t stop until it reaches the end of the story. When your dream starts to become your reality, and if your main character becomes God at some point, there are infinite possibilities to imagine. It’s an endless story. This is why they can’t sleep. They’re trying to tie it back to the beginning, but they can’t find where it started.

This is why I’m gonna be fine this time. Because my story is completed this time. The loop is closed.

And yes, I found it.

GOD

This is exactly why you can’t empathize with Him. God is utterly alone, and He will be forever. The thing all of you fear the most is His very essence. Could you live in complete solitude forever!? That’s why loneliness belongs to God alone. That’s why He is more powerful than all of us. And that’s why I’m certainly no God. I couldn’t handle being alone. I like tits.

He doesn’t need your love or your hatred. You can’t manipulate Him, because there is nothing He is afraid of. I have people I love. I have fears. That’s why He is more just than any of us.

And that’s why I’m glad I’m not God. Pray that I’m not God. I’m not as merciful as He is. I’m not as forgiving as He is. My anger doesn’t just disappear. I hold grudges. That’s why I’m no God. Pray every night that I’m not God.

That’s why, in the presence of a power like that, all I can do is bow down. Not because He needs me to. Because I need to. We bow to no one but Him. We won’t even bend our necks before anyone else. A man who walks the path of God, does not serve other men.

THE BEAST

I gotta admit, it’s pretty exciting to play this character. Judging and labeling people is a real pleasure. But I can’t keep doing it forever, I’m not meant to this. I can’t live in purgatory forever. I don’t belong there, but the beast belongs there. And he’s completely fine with it. I don’t need to play as him, I’ll just release him. It’s fine, he will take care of the rest. Or she’s, I don’t really know, didn’t ask. A bit creepy dude but don’t tell him I said this.

I belong to the Earth. I’m a human being. I’m a mortal and I’m also fine with it. Even though it’s pretty exciting to play him, I should accept in some point that I’m just a servant of god, or otherwise I’ll get stuck forever. And this is how I killed the last piece of my ego.

And without an ego, our character needs a new motivation. Without a motivation, he will get lost again. This is when he decides to go after the one, his significant one. Because now he’s rest assured that she exists.

And everyone enjoys love stories.

THE ONE

You didn’t think I’d leave you alone in this mess, did you? If you need more time to finish your own story, I’ll wait. When you start looking for me, I’ll be where it all began, waiting for you to pass through the gates of Eden. And after that, I’m ready to travel among the stars, holding your hand.

Çok da şaapmamak lazım

Bu hayatta en fazla arzuladığınız şey sizin imtihanınız olur. Hayat bir şekilde onsuz da yaşanabileceğini, veya onunla dahi mutsuz olunabileceğini öğretir insana.

Sınırları zorlayan, her şeyi kendi iradesiyle bükebileceğine inanan bir karaktere sahipseniz, hayatın bu sert öğretmenliği çok daha sarsıcı hissettirir. İlahi güçle, sistemle ya da adına ne derseniz deyin, o devasa kozmik akışla bir güç savaşına girmek, insanın kendi sınırlarını ve acziyetini en çıplak haliyle görmesiyle sonuçlanır genelde.

Bu “asilik”, aslında insanın kendi potansiyeline, aklına ve iradesine duyduğu muazzam güvenden gelir. “Ben bunu tek başıma hallederim, kuralları ben yazarım” dersiniz. Ama tam o zirve noktasında, sistem o kadar ince bir yerden vurur ki, en çok titrediğiniz, “Asla vazgeçmem” dediğiniz şey üzerinden size diz çöktürür.

Işık Öyküsü

Biz farklı bir alemdeyiz. Volkan’la yollarımız kesiştiğinde ikimiz de sürümüzü kaybetmiş durumdaydık. evet, biz de sizler gibi sürü olarak ilerleriz. ama sizin gibi düzlem üzerinde değiliz. bizim habitatımız jöle gibidir, her yöne yüzeriz. hayatta kalmak için siz nasıl yemekler yiyip oksijen çekiyorsanız, bizim de sürekli hareket etmemiz gerekir. durduğumuz anda, ışığımız söner, ölürüz. Evet, bizim de ölülerimiz var, biz de onlara yas tutarız. ağıtlar yakmayız belki ama, göz kırparız birbirimize. biz de anlarız sanattan, ama sizinkinden biraz farklı. bizim de dostlarımız ve düşmanlarımız vardır, hatta mücadele etme biçimlerimiz bile oldukça benzer. Volkan’la istişare edince fark ettik bu benzerliği.

Bizim habitatımız tatlı bir jöle gibi, o jöle üzerinde ileri geri yukarı aşağı her yöne süzülürüz. sürünün arasına bazen engeller gelir, bazıları o engelleri aşamaz, ama büyük çoğunluğumuz tekrar bir araya geliriz. kolordu komutanı deriz her bölünen parçanın başındaki lidere. lider o anda seçilir, görev o anda tayin edilir. doğru zamanda doğru yerde olduğu için o görevi alır, eğer tekrar bölünmek gerekirse, tekrar kolordular oluşur. eskileri geride kalır veya tekrar birleşir.

İlerlemek için sürekli kulaç atmak gerekir. ama bunu sürü halinde yapmazsak çok enerji harcarız. öndekilerin oluşturduğu dalga arkalara güç verir, sıralar sürekli değişir, dinlenmek isteyenler en arkaya geçer, dinlenince tekrar öne çıkar. eğer işbirliği halinde kulaç atmazsak, sürü ilerleyemez, telef olur. O yüzden aramızdaki bu anlaşma çok önemlidir. Bazıları yorulur, veya ilerleyemeyecek kadar yaşlanmıştır. Onları geride bırakmamız gerekir, yapacak bir şey yok, önemli olan sürünün ilerlemesi, var olması. bizim varlığımız size ışık olur belki de. herkes yapması gerekeni yapıyor sonuçta.

bazen farklı gruplarla ve kümelerle tanışırız, bazen iç içe geçer daha çok parlarız, genelde herkes kendi yoluna gider, geçerken selamlaşır, dostça ayrılırız. veya gitmemiz gereken yere ortaklaşa kürek çekeriz. Ama bazıları da vardır ki, onların motivasyonunu anlamak güç. bizim ışığımızı söndürmek isterler. neden isterler, bilmem, kıskanırlar belki. onlara veremeyiz, ama onlar çalmak ister, çalamazlarsa bizimkini söndürmek isterler. halbuki onlarda çok var, ama çok olduğu için parlayamadıklarını anlamamışlar. bizi de söndürmek için gelirler. onlar tehlikelidir. kaçarız onlardan, savaşmaya kalkarsak biz de boğuluruz karanlığa.

Bizim uzun kollarımız vardır, bir sürü kol. tutamaç diyelim. ahtapota benzeriz, biraz da yılana. biz jöle içinde bunlarla kulaç atarak ilerleriz. herkes yapması gerekeni bilir ve bulunduğu konumda gerektiği kadar kulaç atar. en önde en güçlülerimiz ve gençlerimiz vardır, yaşlıları ve güçsüz olanları en sona koyarız ki bizim yarattığımız dalgaların enerjisiyle minimum güç kullanarak bize ayak uydurabilsinler, takip edebildikleri kadar etsinler. ama bazen takip edemeyecek kadar güçsüzleştikleri anlar gelir. o durumda yapacak bir şey yoktur. Maalesef geride bırakmamız gerektiğinde, onlar kendileri bırakır zaten. yine de müteşekkir olurlar birlikte yüzüp sörf yaptığımız zaman boyunca.

çalışkanızdır biz. tüm sürünün hayatta kalması ve ilerlemesi işbirliği yapmamıza bağlıdır. Bu söylediklerimi savaştan sonra öğrendim. Savaş başlayana kadar bunları bilmezdim. uzun zamandır bu işbirliğini bozacak bir olayla karşılaşmamıştık. Ta ki o gün gelene kadar.

Sürümün yolunu savaş sırasında kaybettim. Ben bir Dendroit’im. Benim görevimde sabit bir yerde kulaç atmazsınız. Ben sürekli sürü içinde konumumu değiştirip, bir terslik var mı diye bakarım. bazen hasta bireyler farkında olmazlar, ama en önde durup kulaç atmayan birini görünce onu doğru yere taşımaktır bizim görevimiz. yoksa sürüye yük olur, dalganın gücünü azaltır. domino etkisi yaratıp arkada kalanları da zora sokar. İşte ben tam bu noktada, onu doğru yere götürmekle görevliyimdir. eğer taşıyamayacağım seviyedeyse, ilaçları taşırım onun için. evet, bizim de ilaçlarımız vardır. ışığı çok soluksa, kendi ışığımızdan içiririz, kendilerine gelenler olduğu gib gelemeyenler de olur. bazıları hastalığı atlatamaz ve maalesef onları da geride bırakmamız gerekir. sürünün iyiliği için bunu yapmak zorundayız.

Uzunca bir süre böyle yol aldık. kaç yüz bin yıl geçti ben bile bilmem. Tabii, uzundur bizim ömrümüz. Şartlar el verirse milyonlarca, trilyonlarca yıl yaşarız. ama genelde ya bir engele çarparız, ya enerjimiz biter, bir şekilde sonumuz gelir. ama yeterince şanslı olanlarımız çok çok uzun seneler yaşar.

Bir gün yine hasta birini haber verdiler, hemen onun yanına yüzdüm. hiç kulaç atmıyordu ama ışığı parlaktı. Yanına yaklaştım ve “Adın nedir senin?” diye sordum. “Lipo ben!” diye karşılık verdi. “İyi görünüyorsun, neden kulaç atmıyorsun?” dedim merakla. Yanıma sokuldu ve “Kulaç atmama hiç gerek yokmuş ki, zaten taşıyorlar, gel sen de dene!” dedi. Denemek istedim, işte tembellik virüsünü ilk böyle kaptım. Gerçekten de kulaç atmama gerek yoktu, arkama yaslandım ve sürünün dalgasında seyahat ettim. Işığım da arttı. “Sen akıllı birisin” dedim Lipo’ya. Şimdiki aklım olsa, onu oracıkta boğuverirdim. Ama o anda anlamadım. işte tembellik virüsü böyle sızıverdi bünyeme. Gel zaman git zaman, aktif bir işim olmadığında, kulaç atmayı bıraktım. Sürü beni zaten taşıyordu. Soranlara aynen Lipo’nun dediklerini söyledim “Gerek yokmuş ki, zaten gidiyorum!”. Bunu duyanlar da aynısını yapmaya başladı. Ve kriz o vakit görünür olmaya başladı.

Kurduğumuz düzen bir anda bozulmaya başladı. herkes kulaç atmayı bırakınca, sürüde bazı yerler çok parlak yanarken, artık öndekilerin gücü arkayı çekmeye yetmiyordu. İşte o anda Lipo’ya baktım, artık ışığı yoktu, çevresinin de yoktu. dev bir karadeliğe dönüşmüştü ve etrafındaki ışıkları da yutuyordu. Etrafıma baktım ve farkettim ki, ben de aynısını yapıyordum. Sürü içinde gezerken o kadar parlaktım ki, diğer ışıklar radarıma girdiği anda bana karışıyorlardı, hem büyüyordum, aynı zamanda da soluyordum. Artık doğru düzgün parlamıyordum bile. O vakit geldiğinde, Kral Theos ile konuşmaya karar verdim. artık bir çözüm bulmak gerekiyordu.